Dijitalleşmenin Kıyısında Mekansal Deneyimin Yeniden Biçimlenmesi
Dijitalleşmenin Kıyısında Mekansal Deneyimin Yeniden Biçimlenmesi
Bu yazımda, fiziksel mekânın dijital aleme geçiş süreçlerini irdelerken, dijitalleşmiş dünyanın fiziksel dünyadan daha çok vakit geçirildiği bir dönemde; insanların dijitalden hareket ettiği motivasyonla, fiziksel mekânı yeniden deneyimlemelerini ele almak istedim.
Konumuza giriş yaparken, kentsel alan ve mekân deneyimini geriye sarıp izlersek; internet sistemlerinin yaygın olmadığı 2000 öncesi dönemden başlamak gerekir. Benim üniversite yıllarımı da içine alan bu dönemde, tek tip bir mekân söz konusuydu: Fiziksel mekân. Oturduğumuz ev, gittiğimiz okul, çarşı, dükkân, sokak, park gibi fiziksel formda mevcut olan alanlar. Bunun dışında bir de sınırları ya da kullanım tarzı belirli olmayan kentsel ara kesitler vardı; kullanıcıların algı ve eylemleriyle yeniden ürettikleri muğlak mekânlar (Özbalta, Say Özer 2025). Örnek vermek gerekirse, bir binanın yan tarafındaki bir boşluk; biçimi uygunsa o sokakta oturan çocuklar bir futbol sahasına dönüşebilirdi. Bir parkla kavşak arasında kalan kıvrımlı rampa kaykay pisti, bir dükkânın ön cephesindeki geniş beton zemin ise sek sek oynama alanıydı. Geniş kaldırımların çoğu bisiklet ya da paten parkuruydu. Yazlık bir beldedeki bakkalın önündeki yüksek bahçe duvarı, gençlerin üzerinde oturup saatlerce sohbet ettiği bir forumdu; aslında fiziksel olarak tanımlı olmasa da mekânsal olarak çok anlamlıydı. Birçok küçük yerleşim yerinde büyük çınar ağacının altına birkaç tabure konmasıyla oranın bir açık hava kahvehanesine, ahalinin buluşma ve sosyalleşme mekânına dönüşmesi gibi. Bu saydığımız örneklerdeki mekân kavramı, aslında Marc Auge'nin (1995) tanımıyla, insanlar arası ilişkilerin, ortak kültürün ve kolektif kimliğin taşıyıcısı olan yerdir; fiziksel sınırları net olmasa dahi. İnternet sistemlerinin henüz bulunmadığı dönemlerde, mekânı deneyimlemek orada bizzat bulunmakla mümkündü.
2000'li yıllara girerken Navigasyon sistemleri, MapQuest ve sonrasında GoogleEarth gibi uygulamalar sayesinde fiziksel mekânı tüm detaylarıyla dijital ortama taşıma imkânı doğmuştu. Bu yıllarda cep telefonu ya da bilgisayar kullanıcıları, Dünya coğrafyasındaki her yeri dijital ortamda kavrayabilecek hale gelmişti. Özellikle yol tarifi, güzergâh belirleme ya da turistik gezi planlaması gibi pratiklerde bu uygulamalar, hayatı oldukça kolaylaştırmıştı. Fiziksel ve dijital mekânın eşgüdümlü olarak kullanıldığı bu gibi durumlara literatürde “melez” ya da “hibrit” mekân da dendiğini görebiliyoruz (Anders 1998).
2000'li yıllardan itibaren mobil teknolojilerin ve akıllı cihazların gündelik yaşam pratikleriyle iç içe geçmesiyle birlikte dijitalleşme, iletişimin ve etkileşimin zemini olarak konumlanmış, ardından da bu zemin üzerinden mekânın temel belirleyeni haline gelmişti (Kurtar Anlı 2025). 2005'ten sonraysa kullanıcılar Facebook'la tanıştı ve genellikle fiziksel dünyadaki arkadaşlık ilişkilerini ve anılarını dijital ortama nakletmeye başladı. Bu dönemde kullanıcıların Eyfel Kulesi gibi özel mekanların önünde çekilmiş pozlarını profil resmi olarak öne çıkarmaları da yeni bir modaydı. Kısacası, fiziki mekânsal deneyim artık bu dijital mecrada tescillenip herkes tarafından bilinebilir hale geliyordu.
2010'lu yıllardan sonra yaygınlaşan sosyal medya uygulamalarıysa yeni bir mekân algısı oluşturmaya başlamıştı. Instagram, Pinterest, Twitter, LinkedIn gibi dinamik sosyal ağlar, birer habitata dönüşmüştü. Bu dönemde birçok insan, aynı binada yaşadığı komşularını dahi tanımazken, bu sosyal ağlarda yeni karşılaştığı kişilerle yoğun iletişim ve etkileşim kuruyordu. Bir bakıma, dijitalde elde edilen bu çevre, fiziksel çevreden daha baskındı. Gerçek kişilerin dijital ortamlardaki görünürlüğü de genel olarak fiziksel dünyada yaptıklarının önüne geçmeye başlamıştı. Bilgi akışının ve iletişimin giderek daha da hızlandığı, kullanıcıların veri elde etme konusunda doyumsuzluk noktasına geldiği son yıllarda, Tiktok gibi uygulamalarla hem dijital görünürlük hem de sosyal medya deneyimi yeni bir ivme kazanmıştı. Artık gerçek dünyada yapılanların dijital alemde bilinir olmasının yerine görüntülenme ve takipçi sayısı gibi parametrelerin ölçü kabul edildiği yeni bir değer seti vardı. Bu sayede, geçmişte önemi bulunmayan bir nesne, mekân ya da deneyim de “viral” hale gelip insan davranışlarını, toplumsal kültürü biçimleyebilir bir etkiye sahip olmaya başlamıştı.
Son günlerde Ankara'daki bir Kızılay tabelasının kısa sürede viral hâle gelmesi, bu dönüşümün en çarpıcı bir örneğidir. Hayatımın büyük bölümünü Çankaya'da geçirmiş biri olarak Kennedy Caddesi'nden yüzlerce kez geçmişimdir; tabelanın orada olduğunu bile fark etmemiş olabilirim. Çünkü gerçekten de fotoğrafı çekilecek bir nesne değildir. Bu yazı için Ankara'daki bir arkadaşımdan güncel fotoğrafını çekmesini rica ettim — akıma katılmak için değil, başkalarının çektiği fotoğrafları kullanmamak için.
İşte bu tabela akımı, mekânın artık dijital ortamda anlamlandırıldığı ancak fiziksel dünyada deneyimlenmek istendiği yeni bir dönemin habercisidir. 30 yıldır orada duran, hiçbir sanatsal, kültürel ya da estetik değeri olmayan sıradan bir yol tabelası, haftalar içinde Eyfel Kulesinden daha çok rağbet gören bir metaya dönüşmüştür. İnsanlar bu tabelanın önünde fotoğraf çektirmek için uzun kuyruklar oluştururken sıra bekleme tartışmalarının kontrolden çıktığı üzücü olaylar da görülmüştür.
Kapanışı yaparken Ankara Büyükşehir Belediyesi yöneticilerine bir öneride bulunmak isterim: Bu furya eskimeden, Kennedy Caddesi belirli gün ve saatlerde trafiğe kapatılıp online biletleme sistemiyle, istekli sosyal medya kullanıcılarına çekim yapmaları için beşer dakikalık “tabela deneyimi” sunulabilir. Caddenin bir kenarına küçük bir kiosk kurulup tabela temalı magnetler, anahtarlıklar, minyatür figürler satışa çıkarılabilir. Mekânsal deneyimin böylesine dönüştüğü bir dönemde bunları çok da yadırgamamak gerekir.
Kaynaklar:
Anders, P. (1998) Envisioning Cyberspace, The McGraw-Hill Companies Inc.
Augé, M. (1995). Non-places: Introduction to an anthropology of supermodernity (J. Howe, Trans.). Verso.
Kurtar Anlı, C. (2025) Dijitalin içinde, Fiziksel Mekâna Bağlı Kalmak: Dijital Çağda Mekânsal Deneyiminin Melezleşmesi. İkiliklerin Ötesinde: Çoklu Mekansal Bağlantılar, 10. KBAM Bildiri Özetleri Kitabı, ODTÜ
Özbalta N.B., Say Özer Y. (2025). Kentlerin Zemin Katında Ara Kesit Kavramına Dair Kısa Bir Değerlendirme. İkiliklerin Ötesinde: Çoklu Mekansal Bağlantılar, 10. KBAM Bildiri Özetleri Kitabı, ODTÜ
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.