Yaşama Değer Katan Kapsayıcı Çevreler – Inclusive Environments
Yaşama Değer Katan Kapsayıcı Çevreler – Inclusive Environments
Günümüz gayrimenkul sektörü ve kent planlaması pratikleri, yalnızca estetik veya ekonomik kriterlerle şekillenmiyor; toplumun tüm kesimlerinin mekânlara erişimi ve bu deneyimin adil dağılımı giderek daha görünür bir konu hâline geliyor. Ülkemizde ESG (Environmental, Social, and Governance)prensipleri çoğunlukla “E” (Çevresel) boyutuyla ele alınıyor ancak “S” (Sosyal) kısmının üzerinde yeterince durulmuyor. Bu yazımda ele almak istediğim Kapsayıcı Çevreler (Inclusive Environments) tam da bu boşluğu dolduruyor. “Kapsayıcı Çevreler” yaklaşımı, fiziksel mekân tasarımından dijital altyapıya, ekonomik erişimden toplumsal katılıma kadar geniş bir yelpazede yeni bir sorgulama zemini oluşturuyor.
Kapsayıcı Çevrelerden bahsetmemiz için toplumun hemen her katmanını oluşturan birbirinden farklı ihtiyaç gruplarını ele almamız gerekir. Irk, dil, inanç, cinsiyet, sosyal statü, ekonomik durum gibi özelliklerin yanı sıra, insanların bedensel özelliklerini ve hareket kabiliyetlerini de ele almak gerekir. Bununla da sınırlı kalmayıp, katılımcıların anlık ihtiyaçlarını ve geçici eylemsel durumlarını da hesaba katmak; bebek arabasıyla dolaşan ailelerin ya da valiz taşıyanların da yaşam alanlarına kesintisiz olarak katılım imkânı bulabilmesi beklenmelidir.
Peki gayrimenkul sektörü hızla değişip dönüşürken, bu gruplara ne derece yarar sağlayabiliyor? Bu soruya cevap bulabilmek için, Kapsayıcı Çevreler yaklaşımının fiziksel, ekonomik ve dijital boyutlarına değinmek gerekir.
Fiziksel tasarım dendiğinde, genellikle klişe haline gelmiş “engelsiz erişim – rampa – asansör” üçlemesine atıf yapılarak konu üstün körü çerçeveleniyor. Oysa ki tekerlekli sandalye kullanıcılarının dışında da özel ihtiyaç grupları bulunuyor; renk körleri, obezler, hamileler, çok uzun ya da çok kısa boylu bireyler, çocuklar, yaşlılar, solaklar, alerjik bünyeliler, kalp hastaları, işitme kaybı olanlar… Liste uzayıp gidiyor. Bir mekânın kapsayıcı olması, akustik tasarımından dekorasyonda kullanılan malzeme ve renk seçimine, zemin kaplamasından aydınlatma özelliklerine kadar dikkat edilmesi gereken birçok ayrıntıyı barındırabiliyor (Lemen, 2024).
Ortak alan mobilyalarının gerekliliğine de değinmek isterim. Bazen büyük okul ya da kamusal hizmet binalarının geniş fuayelerinde ve uzun koridorları boyunca hiç oturma imkânı sunulmadığını, bir bank ya da tabure dahi bulundurulmadığını fark ediyorum. Saatlerce orada bulunması gereken ve ayakta beklemek zorunda kalanlar için oldukça dramatik bir durum ortaya çıkıyor. Bu tip yerlerde lavaboların sadece bina personeline açık olması konusuna ise hiç girmek istemiyorum.
Giriş kısmında da bahsettiğim gibi, insanların sadece bedensel özelliklerine değil; eylemsel çeşitliliğine de cevap verecek tasarımlara ihtiyaç duyuluyor. Seyahat durumu, grup halinde iştirakler, refakatçiyle hareket etme ya da eşya taşıma zorunluluğu gibi (Olguntürk et al, 2009).
Geçtiğimiz günlerde, Muğla'da bir kongre merkezindeydim; oldukça büyük ve gösterişli bir yapı kompleksi. İçeriye girdiğimde beni karşılayan görevliye “Vestiyer nerede?” diye sorduğumda, vestiyer bulunmadığı cevabını aldım. Çantamı ve paltomu tüm gün elimde tutmam gereken bu ortam, konferans deneyimimi son derece konforsuz bir hale getirdi; sadece kendim için değil, katılımcıların çoğu için de bunu söyleyebilirim. Bu örnekler çoğaltılabilir. Son yıllarda sayıları epey artışta olan motosiklet kullanıcılarını ele alalım. Yeni yapılan bazı konut sitelerinde, kurye amaçlı motosikletlerin kısa süreli park etmeleri için özel alanlar tasarlanması iyi bir uygulama örneğidir. Yine de bunun yaygınlaşması, kentsel yaşamla daha iç içe hale getirilmesi gerekir. Paylaşımlı bisiklet ve scooter kullanıcıları için de bu durum geçerli. Dinamik toplumların değişen ihtiyaçlarına cevap verecek kapsayıcı çevrelerin tasarlanması ve hiçbir ihtiyaç grubunun dışlanmaması prensibi benimsenmelidir.
Kapsayıcı Çevreler yalnızca fiziksel tasarım boyutuyla sınırlı değildir; ekonomik erişim de kritik bir faktördür. Fiyatlandırma stratejileri, ürün ve hizmet seçeneklerinin çeşitliliği, toplumsal eşitliği destekleyen projeler oluşturur. Örneğin bir alışveriş merkezi veya okul kampüsünde ekonomik erişilebilirlik sağlandığında hem kullanıcı tabanı genişler hem de mekânın sosyal değeri artar (UN Habitat, 2020). Bazı “A+” alışveriş merkezlerinde, restoran yelpazesinin tamamen yüksek gelir grubuna hitap eden markalardan oluştuğunu ve bu yüzden orada görev yapan yüzlerce dükkân personelinin öğlen yemeği için dışarıya çıkmak zorunda kaldığını gözlemliyorum. Oysa ki AVM'nin genel atmosferine uyum çerçevesinde seçilebilecek, bütçe dostu birkaç markanın da konumlandırılması, projenin kapsayıcılığını ve toplam değerini yükseltecektir.
Kapsayıcı Çevrelerin bir başka boyutu da dijitalleşmeyle ilgilidir. Mobil uygulamalar, dijital bilgi panoları ve akıllı bina teknolojileri, bilgi ve hizmete eşit erişimi mümkün kılar (UN Habitat, 2020). Bununla beraber teknolojinin kullanım dozunu da iyi ayarlamak gereklidir. Yüksek teknolojiye bağımlı ve dijitalleşmenin maksimum düzeyde kullanıldığı ortamlar, bazı kullanıcıları zor durumda bırakabilir. Son birkaç yılda hızla yaygınlaşan, restoranlardaki “QR Menü” uygulamasını ele alalım. Bazı müşterilerin üst düzey akıllı telefonu bulunmayabilir, pili bitmiş olabilir ya da internet bağlantısı o anda kesilmiş olabilir. Bu gibi durumlar için basılı menü bulundurulması, daha fazla ihtiyaç grubunu kapsamış olur. Konser etkinlikleri, tiyatro oyunları, futbol maçları ve hatta bazı müze girişleri bile artık sadece özel online uygulamalarla erişime açık durumdadır. Kapsayıcılık perspektifinden bakıldığında, bunların gözden geçirilmesi gerekir. Dijitalleşmeye aşırı bağımlı bir yaşam tarzı, toplumun bazı kesimleri için kolaylık değil zorluk getirebilir.
İngiltere'de 2010 yılında yürürlüğe giren Equality Act, kapsayıcılık ve erişilebilirlik standartları açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Bu mevzuat, fiziksel, dijital ve sosyal erişilebilirlik konularında bağlayıcı kriterler getiriyor ve gayrimenkul projelerinin tasarımından değerlemesine kadar doğrudan etkide bulunuyor (UN Habitat, 2020). Türkiye'deyse bu tür bir mevzuat henüz bulunmuyor. Ancak bu boşluk, gayrimenkul geliştiricileri için bir fırsat, değerleme uzmanları içinse dikkatle analiz edilmesi gereken bir “ESG” uyum alanı olarak yorumlanabilir.
Kapsayıcı Çevreler yalnızca etik veya sosyal bir tercih değil, aynı zamanda geleceğin gayrimenkul piyasasında rekabet avantajı sağlayan bir kriterdir (RICS, 2024). İngiltere örneğindeki gibi standartların belirlenmesi, yatırım ve değerleme süreçlerine yön verirken, Türkiye'deki mevzuat boşluğu yenilikçi uygulamalar için bir yol geliştirme fırsatı olarak değerlendirilebilir. Fiziksel, ekonomik ve dijital kapsayıcılık, ESG ve değerleme perspektifleriyle birleştiğinde, gayrimenkul sektöründe hem fayda hem de toplumsal değer yaratmanın vazgeçilmez bir parçası haline gelecektir.
Kaynaklar:
Lemen, J. (2024). An A–Z of inclusive environments for APC. Property Journal, Royal Institution of Chartered Surveyors.
https://ww3.rics.org/uk/en/journals/property-journal/inclusive-environments-apc.html
Olguntürk, N., & Demirkan, H. (2009). Ergonomics and universal design in interior architecture education. Journal of the Faculty of Architecture, 26(2), 123–138. ODTÜ.
https://jfa.arch.metu.edu.tr/uploads/docs/sayilar/sayi-26-2/123-138.pdf
RICS. (2024). ESG and social value guidance note. Royal Institution of Chartered Surveyors.
https://www.rics.org/profession-standards/rics-standards-and-guidance/sector-standards/valuation-standards/sustainability-and-commercial-property-valuation
UK Government. (2010). Equality Act 2010.
https://aboutaccess.co.uk/wp-content/uploads/2018/07/eBook-2014.pdf
UN-Habitat. (2020). Inclusive cities: Designing accessible urban spaces. United Nations Human Settlements Programme.
https://unhabitat.org/spatial-inclusion-in-cities-regional-trends-report
UN-Habitat. (2020). Inclusive communities, thriving cities programme. United Nations Human Settlements Programme.
https://unhabitat.org/programme/inclusive-communities-thriving-cities
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.