Kira Piyasasında Yeni Bir Başlık: Build-To-Rent ve Kira Gelirlerinin Menkul Kıymetleştirilmesi
Kira Piyasasında Yeni Bir Başlık: Build-To-Rent ve Kira Gelirlerinin Menkul Kıymetleştirilmesi
Türkiye'de konut piyasasında uzun yıllardır süregelen sorunlardan biri, yatırımcı ile kiracı arasındaki dengenin kurulamaması. Bir yanda konutu “satın al – kiraya ver” mantığıyla gören bireysel mal sahipleri, diğer yanda ise uzun vadeli, öngörülebilir kira kontratlarına ihtiyaç duyan kiracılar. Ağustos 2023'teki yazımda şunu vurgulamıştım: “Önümüzdeki dönemde konut kiralamanın en önemli faaliyet alanlarından biri olacağını düşünüyorum. Hele ki, kiralama sürecini menkul kıymetleştirme süreci ile entegre edebilen yapıların gelecek dönemlerde çok daha hızlı büyüyebileceğini öngörüyorum.” Bugün geldiğimiz noktada, bu öngörüyü destekleyen en güçlü modelin Build-to-Rent (BTR) olduğunu görüyoruz.
Londra bugün BTR'nin en yoğun uygulandığı kentlerden biri. Buyuklieva ve arkadaşlarının 373 proje üzerinden yaptığı araştırmaya göre, Londra'da 40 bini aşkın BTR birimi inşa edildi. Bu projeler özellikle metro ve tren hatları çevresinde kümeleniyor; yatırımcı için “rant boşluklarını” değerlendirme imkânı sağlarken, kiracı için ulaşım avantajı sunuyor.
BTR'nin farkı, konutların baştan satılmak için değil, yalnızca kiralanmak için yapılması. Geliştirici şirket aynı zamanda mal sahibi ve yönetici konumunda oluyor. Böylece hem profesyonel bir yönetim ortaya çıkıyor hem de uzun vadeli kira kontratları güvence altına alınabiliyor. İngiltere'de emeklilik fonları, sigorta şirketleri gibi kurumsal yatırımcılar BTR'yi bu nedenle yeni bir varlık sınıfı olarak görüyor.
BTR'nin en kritik boyutu, projelerin nasıl finanse edildiği. Burada satış gelirleri değil, gelecekteki kira gelirleri devreye giriyor. Yani daha inşaat aşamasında iken, ileride elde edilecek kira akışları temlik edilerek menkul kıymet ihracı yapılabiliyor.
ABD'de Blackstone, 5 eyalete yayılmış 3.207 evin kira gelirlerini teminat göstererek 479 milyon dolarlık menkul kıymet ihracı gerçekleştirmişti. Bu model, kira piyasasını yalnızca konut üretiminde değil, finansmanda da dönüştürdü. Artık mesele sadece “tuğla satmak” değil, o tuğlalardan doğacak kira akışını fonlamak.
Türkiye'de bugüne kadar konut finansmanı hep satış odaklı ilerledi. TOKİ projelerinden özel sektör üretimine kadar “ön satış” mantığı hâkim oldu. Oysa BTR'de tam tersi: satış yok, kira var. Bu nedenle finansmanın da kiraya dayalı olması gerekiyor.
Örneğin İstanbul'da 1.000 dairelik bir BTR portföyü düşünelim. Bu portföyden beklenen yıllık kira geliri 500 milyon TL olsun. Bu kira akışı 10 yıl boyunca temlik edilerek, 3–5 yıl vadeli kira gelirine dayalı sukuk veya ipotek teminatlı menkul kıymet ihraç edilebilir. Böylece proje geliştirici inşaatı finanse ederken, yatırımcı düzenli ve öngörülebilir bir nakit akışına yatırım yapmış olur.
Burada devreye girmesi gereken kurum, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Borsa İstanbul, bankalar ve birliklerin ortaklığıyla kurulan Türkiye Menkul Kıymetleştirme Şirketi (TMKŞ). Bu kurum üzerinden yapılacak ihraçlar, hem piyasa güveni sağlar hem de BTR projelerinin sürdürülebilir finansmanına zemin hazırlar. En kritik nokta ise, ihraç edilecek menkul kıymetlerin vadelerinin kira dönemiyle uyumlu olmasıdır.
BTR'nin finansman boyutunun Türkiye'ye kazandıracağı avantajlar açık:
• Geliştirici satış baskısından kurtulur.
• Yatırımcı, uzun vadeli ve güvenli getiriye ulaşır.
• Sermaye piyasası, yeni bir ürünle derinleşir.
Ama riskler de göz ardı edilmemeli. Eğer doluluk oranı düşerse veya kira tahsilatı aksarsa, menkul kıymet yatırımcısı zarar görebilir. Bu yüzden profesyonel yönetim, uzun vadeli kontratlar ve güçlü regülasyon şarttır. Ayrıca Londra örneğinde görüldüğü gibi, BTR'nin kiraları piyasanın %10–15 üzerinde olması erişilebilirliği sınırlıyor. Türkiye'de bu hataya düşmemek, belirli bir oranda “erişilebilir kiralık konut” kotasıyla sosyal faydayı garanti altına almak gerekir.
BTR, Türkiye için sadece yeni bir kira modeli değil, aynı zamanda yeni bir finansman paradigması. Gelecekteki kira gelirlerinin temlik edilmesiyle çıkarılacak menkul kıymetler, konut üretimini fonlayabilir. Böylece hem kurumsal yatırımcıların portföyüne düzenli kira akışına dayalı ürünler girer hem de Türkiye'nin kronikleşen konut finansmanı sorununa alternatif bir çözüm doğar.
Bu noktada Proje Gayrimenkul Yatırım Fonları (Proje GYF) da güçlü bir tamamlayıcı araç olabilir. BTR portföyleri Proje GYF altında toplanarak, hem yatırımcılara şeffaf bir giriş kapısı sunulabilir hem de kira akışına dayalı menkul kıymet ihracıyla entegre edilerek sürdürülebilir finansman modeli inşa edilebilir.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.
Mustafa Akdoğan
GİSP Yönetim Kurulu Üyesi / Özel Sektör Yöneticisi
Ersun Bayraktaroğlu
Yeminli Mali Müşavir, Danışman
Prof. Dr. Ali Hepşen
İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi ve GYODER İcra Kurulu Üyesi
Mustafa Akdoğan
GİSP Yönetim Kurulu Üyesi / Özel Sektör Yöneticisi
Prof. Dr. Ali Hepşen
İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi ve GYODER İcra Kurulu Üyesi
Prof. Dr. Ali Hepşen
İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi ve GYODER İcra Kurulu Üyesi
Mustafa Akdoğan
GİSP Yönetim Kurulu Üyesi / Özel Sektör Yöneticisi
Ersun Bayraktaroğlu
Yeminli Mali Müşavir, Danışman
Mustafa Akdoğan
GİSP Yönetim Kurulu Üyesi / Özel Sektör Yöneticisi
Prof. Dr. Ali Hepşen
İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi ve GYODER İcra Kurulu Üyesi
Ersun Bayraktaroğlu
Yeminli Mali Müşavir, Danışman
Prof. Dr. Ali Hepşen
İstanbul Üniversitesi, Öğretim Üyesi ve GYODER İcra Kurulu Üyesi
© Digital Network Alkaş | 2026