Yeşil İnovasyon, Yeşil Rekabet, Yeşil Dönüşüm
Yeşil İnovasyon, Yeşil Rekabet, Yeşil Dönüşüm
Çok değil, bundan 40 sene kadar önce “Çevre” konsepti; “Yerlere çöp atmayalım”, “Çevremizi temiz tutalım”, “Doğanın dengesini bozmayalım” anlayışından öteye gitmeyen, az sayıdaki çevreci grupların sempatik ve entelektüel bakış açısıyla sınırlıydı. Bir pet şişenin doğada 500 yıl boyunca çözünmeyeceği söyleniyordu. Oturduğumuz binalar kömürle, fueloil ile ısıtılıyor, yakıt ekonomisi nedir bilmeyen otomobillerimiz benzini su gibi içiyordu. Dünyevi kaynaklar hiç bitmeyecekmiş gibi tüketim alışkanlıklarımız vardı. Takvimler 1986'yı gösterdiğindeyse, ozon tabakasının delinme hadisesinin manşetlere taşınması, yeryüzü dışında Dünya'nın tüm katmanlarıyla kırılgan bir gezegen olduğu farkındalığını ortaya çıkarmıştı. Hemen ardından 1987'de yayınlanmış olan Brundtland Raporu, 1992'deyse Rio Konferansı. 2000'li yıllardan sonraysa küresel ısınmanın iyiden iyiye hissedilmeye başlayan etkileriyle beraber çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği meseleleri, artık sadece çevre aktivistlerinin değil; tüm Dünya'nın öncelikle üzerinde durduğu konular arasına girecekti.
Günümüzde uluslararası çevre mutabakatları ve iklim anlaşmaları, sadece bu sorunları tarif etmekle kalmıyor; iyi uygulamaları gerçekleştirebilmek için kılavuz belge niteliği de taşıyor. Doğal kaynakların hızla tükeniyor olması, iklimlerin giderek kötüleşmesi ve sürdürülebilir yaşam koşullarının tehlike sınırına yaklaşmasının sebepleri, kuşkusuz toplumların tüketim alışkanlıklarına ve yapılı çevrelerin özelliklerine dayanıyor. Bugün geldiğimiz noktada, bir taraftan gezegeni soğutma, tabiat tahribatını azaltma ve küresel ısınmayı önleme çabaları sarf edilirken diğer taraftan da insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürdürülebilirlik ilkelerine uygun, ekoloji dostu üretim zincirleri oluşturmak gerekiyor. Bunları yerine getirebilmek için de 2020 Avrupa Yeşil Mutabakatı (The European Green Deal) kapsamında yeşil binaların, döngüsel ekonominin ve eko-inovasyonun temel alındığı yeşil çalışma yöntemlerinin yaygınlaştırılması hedefleniyor. Bu yaklaşımda ortaya konan iş modeline göre, bir binanın sadece yeşil sertifikaya sahip olması değil, üretim ve tedarik süreci boyunca tüm girdilerin; malzeme, nakliye, yapım ve kullanım dahil tüm paydaşlarıyla tam bir döngü içinde ekolojik standartlara uyumundan bahsediliyor. Söz konusu Yeşil Mutabakat kapsamındaki önemli maddelerden “Fit for 55” diye anılan kurala göre 2030 yılı itibariyle tutturulması gereken bir %55 sera gazı azaltılması, 2050 yılına gelindiğindeyse bu oranın net sıfırı tutturması hedefleniyor.
Gelelim Türkiye'de bu işlerin nasıl ele alındığına… Kuşkusuz, çok yaygın olmasa da bazı olumlu gelişmeleri, LEED, BREEAM sertifikalı proje örneklerini görüyoruz. Ayrıca mevzuatımızda da bu konuda bazı ilerlemeler var. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 2022 yılında çıkardığı Binalar ve Yerleşmeler için Yeşil Sertifika (YeS-TR) Tebliği'nin yanı sıra 2025 Mart Ayı'nda planlı alanlar imar yönetmeliğine eklenen bazı maddelerle, belli büyüklükteki yapı gruplarında yağmur suyu hasadı, gri su tüketimi ve yenilenebilir enerji sistemlerinin belli oranlarda kullanılması kuralları getiriliyor.
Bir taraftan bu şekilde çevresel sürdürülebilirlik ve iklim anlaşmaları taahhütlerine atıflar yapılırken diğer taraftan da büyük kentlerimizde nitelikli konut talebinin karşılanması için “kentsel dönüşüm” söylemi altında eski binaları yıkıp yeniden bina yapma modeli teşvik ediliyor. Bu yıkım ve yapım işlerinde izlenen geleneksel inşaat çalışmaları ise yenilenemeyen hammaddelerin kullanılması, hafriyatla toz taşınması, asbest gibi maddelerin açığa çıkması, ekolojik dengenin bozulması, yüksek enerji tüketimi, kentsel ısı adaları oluşturulması ve kaynakların dengesizce dağıtılması gibi yönleriyle sürdürülebilirlik ilkelerine oldukça uyumsuz bir tabloyu ortaya koyuyor. Ayrıca yeri gelmişken bahsedelim; Türkiye'de hala doğalgazla çalışan konut binaları tasarlanıyor ve üretiliyor, “kentsel dönüşüm” adı altında. İsmi pozitif çağrışım yapsa da karbon temelli bir kaynaktır doğalgaz; yenilenebilir temiz enerji olarak kategorize edilmiyor, sera gazı salınımına neden oluyor. 2050'ye çeyrek kaldı, hatırlatmak isterim.
Tablo böyleyken, Türkiye inşaat sektöründe benimsenebilecek bir yeşil tedarik zinciri ve yeşil çalışma modeli birçok yeşil mutabakat şartını sağlayabileceği gibi çevresel performansı da artırabilecek etkileri beraberinde getirebilecektir. Yeşil tedarik zinciri, malzeme yapım aşamasında çevre dostu içerik kullanımı, karbonsuzlaşma, temiz enerji, verimli nakliye ve kirliliğin azaltılması gibi özellikleriyle sürdürülebilirlik ilkelerine uyumlu bir yaklaşımdır. Bu zincirin etkin biçimde çalıştırılabilmesiyse yeşil inovasyonun yaygınlaşmasına bağlıdır. Yeri gelmişken, “inovasyon” için küçük bir parantez açalım. İnovasyon, Ar-Ge faaliyetleri sayesinde maliyeti düşük, faydası yüksek teknik buluşlar elde ederek ekonomilerin büyümesini sağlar. Yeşil ya da eko-inovasyon ise, temiz enerji kullanımı, çevre kirliliğini önleme, yeşil ürün geliştirme ve yeşil üretim süreçleri gibi çevre mutabakatlarına uygun çalışma modellerini tarif eder. Bu tarzda gerçekleştirilen projelere, küresel bazda yaygınlaşmakta olan yeşil fonlar da destek olmakta ve bu üreticilere yeşil rekabet avantajı sağlamaktadır. Kısacası, yeşil finansman araçlarına erişim için yeşil dönüşümü benimsemiş olmak gerekir.
Birçok bileşeni olan inşaat sektörü gerek üretim süreçleriyle gerekse kullandığı malzemelerle yapılı çevreyi değiştirip düzenleyen, insanların yaşam alanlarını, yaşam kalitelerini kontrol eden bir sosyal etkiye sahiptir. Bununla beraber, çalışma alışkanlıkları zor değişen, teknolojik yeniliklere karşı dirençli, iş yapma tarzının gelenekselleşmiş olduğu da bir sektördür. Yine de küresel şartların ortaya koyduğu trendler arasında olan yeşil finansman ve beraberindeki yeşil rekabet avantajı, vizyon sahibi sektör temsilcilerinin ilgisini çekecek gibi görünmektedir.
Toparlayacak olursak, tabiatın sunabildiği kaynakların geldiği kritik seviyeler ve küresel ısınmanın olumsuz etkileri iyiden iyiye hissedilir hale geldiği için sürdürülebilir yaşam alanlarına ve yeşil projelere olan ilgi artmaktadır. İnşaat üreticileri de bu beklentilere uyum sağlamak için yeşil inovasyon, yeşil ürün, yeşil tedarik zinciri ve yeşil imalat sistemlerini benimseyerek; hem yeşil finansman ve yeşil rekabet avantajlarından yararlanabilecek hem de çevresel performansı olumlu yönde etkileyebilecek sürdürülebilir projelere imza atabileceklerdir.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.