Algoritma algoritma söyle bana, ben kimim?

Yaprak Çetinkaya

Yaprak Çetinkaya

Mümkün Dergi, Kurucu Ortak & Yayın Yönetmeni
MEDYA / BASIN LIFESTYLE GENEL KÜLTÜR C-LEVEL
Algoritma algoritma söyle bana, ben kimim?

Bu yazı, algoritmalarla baş etmenin yolunun kişisel gelişimden de geçtiğini anlatmak için yazıldı.

Ama bir dakika… Kişisel gelişim denilince merakla gözlerini açanlardan mısınız, hızla alaycılığa geçenlerden mi yoksa temkinli de olsa şöyle bir kulak kabartanlardan mı?

Kitapçılarda ayrı rafları, sosyal medyada milyonlarca takipçisi olan hesapları, sayısız eğitmeni, uygulayıcısı ve konuşmacısı ile kocaman bir sektör kişisel gelişim ve evet kabul, kelime de sektör de hem yanlış anlaşıldı hem de zamanla yozlaştı. Benim Amerikan tipi diye adlandırdığım kişisel gelişim yaklaşımlarında nasıl daha başarılı olurum sorusuna yanıt aranırken, Doğu'da ve Avrupa'da nasıl daha anlamlı yaşarım sorusunun peşine düşülüyor.

Kişisel gelişim ifadesi ile yazının başında barışmak için şöyle diyebilir miyiz:

Kişisel gelişime bir insanın kendi varlığını, varoluş şeklini, hayatı yaşama biçimini, edinimlerini, kayıplarını, ilişkilerini, yapabildiklerini ve yapamadıklarını, yapmak istemediklerini, üretimlerini, yaratıcılığını, doğduğu topraklarla ve dünya ile ilişki kurma biçimini, duygularını, bedenini, ruhunu, görüneni ve görünmeyeni objektif bir yerden gözlemleme hali olarak baksak ve insanın her anlamdaki potansiyelini daha iyi kullanmak üzere bir yaklaşım olarak ele alsak pek güzel olmaz mı? Birilerinin bir şeyleri hatalı, çıkarcı, sorumsuz bir yerden anlatıyor ya da uyguluyor olması neden bizim gelişimimizden alıkoysun?

Zaten ne kadar uzak duruyor, ilgilenmiyor olursanız olun o gelip sizi buluyor. Bakmayın siz bu işin birilerinin hayatla baş etme, kendini kandırma, baskılama stratejisi olarak anlatılmasına… Kişisel gelişimimize ve farkındalığımıza yatırım yaptığımızda, seçimlerimizin sorumluluğunu aldığımızda, çevremizde, ülkemizde, dünyamızda olan bitenlere bakmakla yetinmeyip görmeye başladığımızda algoritmaları bile şaşırtabiliriz. Ve bu sandığımızdan daha önemli bir şey. Evet, algoritmalar… Bizi her an takip eden, yönlendiren, seçimlerimizi bize aitmiş gibi hissettiren o görünmez güçler! Onları alt etmenin yolu ise birazdan bahsedeceğim “öngörülemez” olmaktan geçiyor olabilir. Öngörülemez olmanın yolu da kişisel gelişimine yatırım yapmaktan… Bu bağlamı anlatmak üzere size önce bir kitaptan bahsetmek istiyorum.

Özgür iradem kimlerin elinde?

Akan Abdula'nın ilk baskısı 2021'de gerçekleştirilen kitabı “Öngörülemeyenler” ile yaklaşık beş yıl gecikmeyle geçen nisan ayında karşılaştım. Daha doğrusu kendisini Yüzyıllık Markalar Derneği'nin “Türkiye'nin Marka Mirası ve Köklü Markalar Araştırması Sunumu'nu yaparken dinleme şansı buldum. Aynı gün eve dönerken de kitabını dinlemeye başladım ve takip eden günlerde sabah yürüyüşlerim sırasında hızlıca bitirdim.

1980'lerin Yugoslavya'sında üstelik bir de muhalif bir ailenin çocuğu olarak büyüyen Abdula bu kitapta, insanları o zaman totaliter rejimlerin, bugün ise algoritmaların ve veri sistemlerinin kontrol ettiğini, işin daha vahim yanının da ilk başlarda algoritmaları insanların kullandığını ancak artık “öğrenen” makinelerin kontrolü ele geçirmiş olabileceğini yazıyor. (Bu kitap yazıldığında yapay zekanın henüz günlük kullanımımıza girmemiş olduğunu düşünürsek şu an durum daha da vahim olabilir.) Yani baskı sistemleri biçim değiştirse de insanların düşüncelerini yönlendirme arzusu değişmiyor ve totaliter rejimin boğucu havasının aksine algoritmalar bunu biz dijital dünyada özgürce salındığımızı, kaydırdığımızı, parmak uçlarımızla yumuşak ve zararsız dokunuşlar yaptığımızı ve hatta eğlendiğimizi zannederken yapıyor.

Yıllar içinde hepimiz az çok algoritmalar tarafından takip edildiğimizi fark etmişizdir. Telefon ekranında beliren bir mesaj ve ardından gelen şu cümle: “Bunlar bizi dinliyor yahu? Ha ha ha…” Devamı gelmeyen ve hatta hafife alınan bir minik farkındalık anı. Evet, adına algoritma dediğimiz ve kimsenin kişisel gelişim gibi küçümseyip, “Ayy algoritma mı, bunlar da baydı” demediği o havalı kelimenin içeriği bizi takip ediyor, kaydediyor, ne satın alacağımızı, ne okuyacağımızı, kime oy vereceğimizi, hangi fikre yaklaşacağımızı gittikçe daha öngörülebilir hale getiriyor. Bunu yaparken bizi yankı odalarına sokuyor, yani bizim gibi düşünen insanların seslerini daha çok duyuruyor. Ondan sonra gelsin kutuplaşmalar, sert ayrışmalar, bir araya asla gelemeyecek, hiçbir şeyi müzakere edemeyecek kadar öfkeli olmalar…

Yazar, bilginin bu kadar kolay ulaşılabilir olduğu bir dönemde doğru bilgiye ulaşmanın giderek zorlaştığının da altını çiziyor. Her an ama her an yanıltılıyoruz. Tıpkı kendini savcı, polis gibi tanıtanlar için “ben kanmam” deyip kandığımız gibi yalan haberlere, çarpıtılmış içeriklere, yapay zekâ tarafından üretilmiş videolara kanıveriyoruz, paylaşıveriyoruz, yalanı, öfkeyi hatta bazen linçi büyütüveriyoruz. İçine yuvarlandığımız yer bir rüya alemi gibi, detaylarını tam olarak hatırlamadığımız ama duygusu kuvvetli şeyler yaşıyoruz. Artık okumadığımız için maruz kalmadığımızı sandığımız medya propagandasının alasına maruz bırakılıyoruz. Peki ya akademik makalelerin, sırf algoritmalar istediği bilgiyi öne çıkardığı için birbirine benzer hale gelmiş olmasına ne dersiniz? Bir araştırmacıyı hangi bilginin daha değerli olduğu konusunda kendi araştırmacı ruhu yerine algoritmalar mı yönetiyor artık? Özgür irademizle yaptığımızı sandığımız seçimlerin ne kadarı bize ait? Bu soruların cevabı sandığımızdan da önemli. Abdula'nın da belirttiği gibi özgür iradenin ölümü insanın ölümü de demek çünkü insan ancak özgür olduğunda gerçekten sevebiliyor.  

Öngörülemez olmak ne demek?

Doğrusu yakın dostlarıma birçok kez “öngörülemeyen insanlarla mesafeli olmayı tercih ediyorum” demişimdir. Benim kastettiğim ne zaman neye bozulacağı, alınacağı, neyi kıskanacağı, hangi keyfi burnumuzdan getireceği belli olmayan insanlardı. Ve hala bu fikrimin arkasındayım. Ancak Abdula'nın bahsettiği öngörülemezlik için de gönüllüyüm. Sloganım şöyle olabilir:

Dostlarına karşı öngörülebilir, algoritmalara karşı öngörülemez ol!

Öngörülemez olunca ne olur ya da ne olmaz?

Sistemler bizi ne kadar iyi tanıyorsa, o kadar kolay yönlendirebiliyor. Alışkanlıklarımız, korkularımız, tüketim tercihlerimiz, siyasi reflekslerimiz gibi verileri sisteme sundukça tamamen tahmin edilebilir hale geliyoruz ve fark etmeden özgürlüğümüzü kaybediyoruz. Bir demir perde ülkesinde yaşamış olanlardan farkımız, özgürlüğümüzün elimizden alındığını bilmediğimiz için bu yeni veri rejiminde kendimizi koruma ya da mücadele şansımızın da olmaması.

Nasıl öngörülemez olunur?

İşte en sevdiğim yere geldik. Akan Abdula, algoritmaların hapsinden kurtulmak için teknolojiyi reddetmeyi değil, teknoloji okuryazarlığını artırmayı öneriyor ve ayrıca bambaşka tavsiyelerde bulunuyor. Yani yazının başlığında olduğu gibi kim olduğumuzu algoritmaya değil, kendi zihnimize, kalbimize, ruhumuza sormak gerekiyor. Kendisi de “kişisel gelişim” ifadesinden hoşlanmadığının altını çizse de aslında o yönde tavsiyeler veriyor. Meraklı olmayı, farklı insanlarla konuşmayı, kendi fikirlerini sorgulamayı, sürü psikolojisine kapılmamayı, konfor alanını terk etmeyi, algoritmaların önerdiği hayatın dışına çıkmayı öneriyor. Canlı ol, meraklı ol, değişebilir ol ve bir de sisteme sadece eklenti olmayan, onu sorgulayabilen huzursuz bir ruh ol diyor. Hatta sosyal seferberlik diyerek okuyucuyu kendinden farklı olanla temas ederek kendini sorgulamaya ve aşmaya davet ediyor. Ve tabii amaç edinmenin önemini anlatmadan geçmiyor. Yani aslında gerçek bir kişisel gelişim yolculuğunu kastediyor. Kitabın son sayfalarına doğru ele aldığı çözüm önerilerinde amaç edinmekle ilgili referansı Japonların uzun ve mutlu yaşam sırrı Ikigai üzerinden veriyor. “Kişisel gelişim kitabı olarak görülse de bu amaçtan çok daha farklı ve geniş etkili hedefe ulaşabilen bir kaynak” diye de ekliyor. Kişisel gelişim kitabı olarak görülse ne olur? İşte burada bir eleştirim var. Zaman zaman farklı insanlarla konuştuğum, geçenlerde yine bir dost sofrasında tanıklık ettiğim bir durum. Kişisel gelişim kavramına tepki duyup o çatı altındaki her şeyden uzak durma ve hatta uzak durulmasını önerme hali… Yoksa bu da algoritmanın bir oyunu mu? Ne de olsa kişisel gelişim doğru yaşandığında öngörülemez olmanın da yolu, değil mi?

Yeni sloganımı açıklıyorum:

Öngörülemez olmak için önyargısız ol!

Neyse lafı uzatmayacağım ve Abdula'nın kapanıştaki şu sözlerini buraya keyifle aktaracağım:

“Yıkılacak duvarlar artık uzak şehirlerde değiller. İçimizdeler. Bu duvarları yıkabilmek için olgulara doğru tepki verebiliyor olmamız gerekiyor. Ve olguları anlamamız için sorunlarımız hakkında derin düşünmeye başlamamız gerekiyor. Yüzeysel düşüncelerin ötesine geçmemiz lazım çünkü bu yüzeysel düşüncelerin ne kadarı bize ne kadarı algoritmik yönlendirmeye ait, tam olarak bilemiyoruz….

… Makineye karşı en büyük silahımız cesur ve yaratıcı düşünme şekli.”  

Yazıyı buraya kadar okuyanlara Ikigai'sini bulmuş ve algoritmalar tarafından öngörülemez bir yaşam diliyorum.

Ve tam da son noktayı koyduğum an ekranda beliren Oksijen gazetesi bildirimini buraya aynen aktarıyorum:

Çinli Geedge Networks şirketinin sızdırılan belgeleri, kitle gözetim verilerini yapay zekâ ile işleyerek vatandaşların henüz eyleme geçmeden "potansiyel muhalif" olarak etiketlendiği distopik bir teknolojiyi ortaya çıkardı.

Algoritma mı eş zamanlılık mı?

Gel de çık işin içinden…

18 Haziran 2026

398

*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.


İlgili Yazılar...

Nefes Alıp Veren Bir Deneyim “42 Maslak”
Blog
19 Eylül 2022
Erol Özmandıracı
Nefes Alıp Veren Bir Deneyim “42 Maslak”

Erol Özmandıracı
Bay İnşaat, Yönetim Kurulu Üyesi

AVM DİĞER C-LEVEL TİCARİ GAYRİMENKUL MAĞAZACILIK
Tüketici Algılarındaki Değişim
Blog
31 Mayıs 2021
Dr. Fatoş Karahasan
Tüketici Algılarındaki Değişim

Dr. Fatoş Karahasan
Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gazeteci/ Yazar

LIFESTYLE
2023’ün Perakende Trendleri Raporu Yayımlandı - Mastercard Global Ekonomi E...
Rapor
31 Mart 2023
DNA Editör
2023’ün Perakende Trendleri Raporu Yayımlandı - Mastercard Global Ekonomi E...

DNA Editör
Editör

PERAKENDE FİNANS / EKONOMİ C-LEVEL MÜŞTERİ DENEYİMİ
Başarılı Olmak İçin Yaşıyoruz da Nereye Koşuyoruz?
Blog
24 Nisan 2023
Aret Vartanyan
Başarılı Olmak İçin Yaşıyoruz da Nereye Koşuyoruz?

Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu

LIFESTYLE
Güzel Günler Yakında
Blog
2 Mayıs 2023
Aret Vartanyan
Güzel Günler Yakında

Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu

LIFESTYLE
Şirket Hedefleri Kurşun Kalemle Yazılıyor!
Blog
19 Temmuz 2023
Selçuk Ergenç
Şirket Hedefleri Kurşun Kalemle Yazılıyor!

Selçuk Ergenç
Capital Dergisi, CEO Talk Yazarı

FİNANS / EKONOMİ C-LEVEL
Teslimiyet
Blog
28 Temmuz 2023
Aret Vartanyan
Teslimiyet

Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu

LIFESTYLE
Sosyal Medya Artık Tehlikeli Bir Bağımlılık mı?
Blog
18 Ağustos 2023
Aret Vartanyan
Sosyal Medya Artık Tehlikeli Bir Bağımlılık mı?

Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu

GELİŞTİRİCİ LIFESTYLE SOSYAL MEDYA
Futurecommerce360 ile Ticaretin Geleceği Masaya Yatırılacak
Haber
22 Ağustos 2023
DNA Editör
Futurecommerce360 ile Ticaretin Geleceği Masaya Yatırılacak

DNA Editör
Editör

AVM BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ C-LEVEL DANIŞMANLIK / ARAŞTIRMA DERNEK / FEDERASYON / BİRLİK / VAKIF DİJİTAL PAZARLAMA E-İHRACAT E-TİCARET GELECEK / FUTURIST GİRİŞİMCİLİK İNSAN KAYNAKLARI LOJİSTİK PERAKENDE START-UP TEKNOLOJİ YAPAY ZEKA
C-Level Yöneticilerin Yapay Zeka İle İmtihanı: Ne Yapmalı?
Blog
7 Eylül 2023
Nevzat Çalışkan
C-Level Yöneticilerin Yapay Zeka İle İmtihanı: Ne Yapmalı?

Nevzat Çalışkan
Group Medya, Kurucu Ortak

YAPAY ZEKA C-LEVEL
Inbusiness 2023 Yatırım Raporu
Blog
21 Eylül 2023
Çiğdem Yücesoy Subaşı
Inbusiness 2023 Yatırım Raporu

Çiğdem Yücesoy Subaşı
Inbusiness, Yazı İşleri Müdürü

FİNANS / EKONOMİ YATIRIMCI C-LEVEL
Kişisel Dönüşüm ile ‘Gerçekten Yaşamak’
Blog
22 Eylül 2023
Aret Vartanyan
Kişisel Dönüşüm ile ‘Gerçekten Yaşamak’

Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu

LIFESTYLE
Bir Gün Herkes 15 Dakikalığına Meşhur Olacak
Blog
5 Ekim 2023
Yelda İpekli
Bir Gün Herkes 15 Dakikalığına Meşhur Olacak

Yelda İpekli
Marka Yönetim Uzmanı

DİĞER LIFESTYLE PAZARLAMA SOSYAL MEDYA

Kayıtlı İçeriklerim