Jeopolitik Fırtına - Küresel Kriz ve Yaratıcı Yıkım
Jeopolitik Fırtına - Küresel Kriz ve Yaratıcı Yıkım
Son birkaç yıl içerisinde tüm dünyadaki jeopolitik dengelerin hızla değiştiği konusunda tüm gözlemcilerin görüşü ortak. Var olan çatışmaları bu kısa yazının sınırları içerisinde sıralamanın bir gereği yok. Dünyanın alışılmış politik dengeleri belki de bir daha aynı biçimde ayağa kalkmamak üzere çöküyor. Birbirinden bağımsız gibi duran jeopolitik fay hatları kırılıyor. Artık durulduğu düşünülen Keşmir sorunu bunun son örneği olarak televizyon veya cep telefonu ekranlarımızda duruyor: Epeydir unutulmuş olan sorunlu Keşmir bölgesi hiç beklenmedik bir anda tekrar gündeme oturuyor. Pakistan ile Hindistan arasında -henüz sınırlı- bir savaşa yol açıyor.

Artık birbirinden bağımsız bölgesel olaylarla değil, küresel bir jeopolitik süreçle karşı karşıya olduğumuz gerçeği, tartışmaya yer bırakmayacak bir biçimde önümüzde duruyor. Dolayısıyla içine girdiğimiz bu yeni süreci KÜRESEL bir JEOPOLİTİK FIRTINA olarak tanımlamanın daha doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Dünyadaki ekonomik gelişmelere baktığımız zaman ise benzer bir küresel süreç ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılıyor. Üstelik bu küresel krizi tetikleyen etmenler yakın tarihlerde örneğini gördüğümüz gibi finansal sistem veya borsa sorunlarından kaynaklanmıyor. Tam tersine küresel krizin temelinde enerji, endüstriyel üretim modelleri, ticaret dengeleri, gümrük vergileri, tedarik ve üretim zincirleri, ticaret yolları, altyapı ve üretim kapasitelerinin coğrafi konumu veya demografik değişimler, yaşlanan nüfus gibi etmenler yatıyor. Bir başka deyişle içinde yaşadığımız güncel küresel kriz gerçek ekonomi dediğimiz üretim süreçleriyle, endüstriyle, ürün, teknoloji ve nüfus yapısıyla ilişkilidir. Bu bağlamda üç ayrı coğrafyada yer alan ve dünya ekonomisinin başlıca itici gücünü oluşturan Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Almanya gibi üç ülke de ciddi ekonomik sorunlarla karşı karşıyadır. Çin yarattığı ölçüsüz büyüklükteki üretim kapasitesiyle, dev konut ya da altyapı yatırımlarının sonuçları, AB ve ABD'nin kısıtlamaları nedeniyle ortaya çıkan pazar daralmasıyla, yaşlanan nüfus ve azalan iş gücü arzıyla uğraşıyor. Almanya, ciddi bir enerji kaynakları ve eskimiş alt yapı sorunu yaşıyor. Otomotiv veya kimya sanayii gibi, bugüne kadar rakipsiz ve başat olduğu alanlarda güç yitiriyor. ABD ise eskimiş bir altyapı, aşırı ve denetimsiz bir tekelleşme, sanayi üretim kapasitelerinin başka ülkelere kaymış olması ve dış ticaret açıkları sorunlarıyla boğuşuyor.
Görüldüğü üzere JEOPOLİTİK FIRTINA ile küresel ekonomik kriz iç içedir. Bu durumu dengeleyecek olması var sayılan küresel düzen ise, ya Birleşmiş Milletler örneğinde olduğu gibi çökmüş ve işe yaramaz; ya NATO ve AB örneğinde olduğu gibi yeni bir arayış içerisine girmiş; ya da serbest ticaret kurumları gibi topal bir durumdadır.
Böyle karamsar bir tabloyu dünya ekonomisi bakımından bir YIKIM ortamı olarak tanımlamak mümkün görünüyor. Ama bu karamsar YIKIM tablosu sadece bir yıkım süreci midir? Jeopolitik ve ekonomik YIKIM sürecine teknolojik ve endüstriyel bir YARATICI süreç de eşlik ediyor mu? Bu süreci, Joseph A. Schumpeter'den ödünç aldığım “YARATICI YIKIM” kavramıyla düşünmek olası görünüyor. İşte bugün sormamız gereken ve üzerinde düşünmemiz gereken kilit soru burada yatıyor. Çünkü bu soru YARATICI YIKIM sürecinden sonra nasıl bir dünyada yaşayacağımızın da yanıtını arayıp bir gelecek tasarımı yapmamıza yardım ediyor.
JEOPOLİTİK FIRTINANIN getireceği yıkımdan sonra nasıl bir yeni jeopolitik ortamın doğacağı konusu henüz açıklık kazanmadı. Belki Çin - ABD kapışması derken devleşen bir Brezilya, Hindistan Asya'da dev bir ekonomi oldu derken, Endonezya büyük birer ekonomik ve politik güç konumuna gelebilirler. Olası bir ABD ve Çin savaşı iki ülkeyi de çölleştirebilir. Türkiye'nin hemen yanı başında Rusya ile Avrupa Birliği arasında çıkacak bir savaş Avrupa'yı dümdüz edebilir ve ortada paylaşılacak bir refah kalmayabilir. Böyle bir felaket durumunda Batı Avrupa'nın kendi Orta-Çağ karanlığına geri döndüğünü görebiliriz.

Elbette ki çok karamsar ve ürkütücü bir tablo çiziyorum. Bu işin YIKIM tarafı. Ama elimizde başka veriler de var ve bunlar daha somut bir gelecek tasarımı yapmak için elverişli araçlardır. Şunu biliyoruz ki, bu veriler yaygınlık kazandıkları zaman yalnızca dünyanın endüstriyel dokusunu değil, yaşam biçimlerimizi de değiştirecekler. Nedir bu veriler? Kısaca bir göz atalım:
# Yapay zekânın önümüzdeki birkaç yıl içerisinde iş ve çalışma biçimlerini, meslekleri,
endüstrileri ve ekonomik sektörleri baştan aşağı, kökten bir değişime sokacağı
konusunda yorumcuların ve bilirkişilerin görüşleri ortak. Aralarındaki tartışma bu
değişimin insanlık üzerindeki etkilerinin niteliği konusundadır.
# Robotik belki yapay zekâ ile koşut belki de değildir. Ama robotların yaygın kullanımıyla
birlikte, fabrika üretiminden büro hizmetlerine, sağlık sektöründen yaşlılık bakımı ve ev
hizmetlerine kadar bir dizi derin değişikliğin yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olacağını
görebiliyoruz. Ordu, savaş ve yurtiçi güvenlik güçlerinde robotların kullanılması ise
kaygı verici başka bir tartışmanın konusudur.
# Enerji dönüşümü ise, yine YARATICI YIKIM sürecinin insan yaşantısını ciddi
biçimde etkileyecek bir yönü olarak karşımıza çıkıyor. Güneş ve rüzgâr enerjileri bu
değişimi tanımlamak için yeterli olmuyor. Hidrojen, şimdi moda olmaya başlayan küçük
kapasiteli nükleer santralleri, okyanus ve deniz akıntılarından enerji elde etmek çabalarını
da enerji dönüşümü sürecine katmak da yarar var.
Enerji kaynaklarında yaşanılacak ve yaşanılmakta olan dönüşümün aynı zamanda yaşam
biçimlerimizi ve otomotiv gibi dev bir uluslararası endüstri sektörünün yapısını ve
doğasını da değiştireceğini vurgulamak gerekiyor.

Yapay zekâ, robotlar, enerji dönüşümü ve benzer daha pek çok şey endüstriyel devrimlerin ve insan zekâsının YARATICI yanı olarak ortaya çıkıyor. Ama ne yazık ki sert ve acımasız bir YIKIM süreciyle birlikte. İçinde yaşadığımız sarsıcı jeopolitik fırtınanın ve küresel krizin bir dip akıntısı olarak izlediğimiz YARATICI YIKIM hızla yukarıya, toplumların üst katmanlarına tırmanıyor, işleyişine müdahale ediyor. Yeni YARATICI YIKIM ekonominin ana damarlarını, toplumların dokularını ve insanlığın yaşam biçimini kökünden değiştirmeye doğru ilerliyor. Evet, üzerinde daha çok konuşmamız ve düşünmemiz gereken bir dönem, bir YARATICI YIKIM çağını büyük bir sarsıntıyla yaşıyoruz.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.