Kendinle İlgilenmek Dünya İle İlgilenmektir
Kendinle İlgilenmek Dünya İle İlgilenmektir
Ne olmuş, ne olmuş?
Bize öğretilen soru şekli buydu. Komşuda ne olmuş, yan mahallede ne olmuş, arkadaşıma ne olmuş, yengeme ne olmuş, bilmem kimin kocasına ne olmuş, şehrimde ne olmuş, ülkenin öbür ucunda ve hatta dünyanın öbür ucunda ne olmuş?
Bize pek öğretilmeyen ise şuydu:
Bana ne olmuş ve ne olmakta?
Bu platformda yazmaya başladığımdan beri “kendinden kendine gazetecilik” yaklaşımı ile kendimize yeni bir gözle, röportaj yapılmaya değer (!) bir ünlü, hayatı roman olabilecek bir kahraman bakış açısı ile bakmayı ve baktırmayı deniyorum.
Başka çıkar yolumuz yok dostlar. Ya aynaya bakacağız ya da aynaya bakacağız. Ya kendimizle konuşacağız ya da dışarı ile ilgilenip diğerlerini suçlamaya ve aynı kısırdöngülerin içinde çırpınmaya devam edeceğiz.
Bir gazeteci olarak kimseye gündemle ilgilenme, televizyon izleme, sosyal medyaya girme diyecek değilim. Bunu önerenler ve yapanlar olsa da ben bunun da bir kaçış olduğunu düşünüyorum. Gerekli dozda gündem ve o gündemin içinde kendimi gözlemlemek kişisel becerilerimi artırdığı gibi bütüne katkı vermem için bana yeni yollar da açabilir.
Diğer yandan kendi ile yüzleşmeye ve hayatını cesaret isteyen bu farkındalık yolunu yürümeye adamış bir gazeteci olarak şunu söyleyebilirim;
Gerçek flaş haber, son dakika ve şok şok şok'ların hepsi içeride, içimizde… Ve onları okuyup dengeyle deneyimlediğimizde dışarıdaki hiçbir şok haber aslında şok haber olmuyor, olamıyor.
Cem Yılmaz'ın alaylı bir vurgu ile “Mutluluk içimizde” demesinin üzerinden geçen yıllarda bu yüzleşmeleri gereksiz bulan, belki de kaçınan, cesaret edemeyen kişilerin sloganı aynı tonda bir “mutluluk içimizde” ifadesi ile küçümsemek olsa da kaçış yok. Mutluluk da dahil her şey içimizde…
Neresi bu içerisi?
Bedenimizin içi mi? Hücrelerimize kadar evet.
Beynimizin içi mi? Nöronlarımıza kadar evet.
Zihnimizin içi mi? En silik düşüncemize kadar evet.
Hafızamızın içi mi? En eski ve en önemsiz görünen anımıza kadar evet.
Görünmeyen bir yer mi? Bilincimiz ve bilinçdışımız ve rüyalarımıza kadar evet.
Ailemizin içi mi? Yedi göbek öteye her bir ferdi ile evet.
Genlerimizde mi? DNA'mızda kayıtlı her bir kodda, evet.
Burada bahsedilebilecek elbette daha birçok mekanizma vardır. Ben alanım dışına çıkmadan ama dışarıya olan ilgimizin kendimizden kaçmakla ilgili olduğunu iddiasını da ortaya atıp tekrar gazetecilik konseptimize dönüş yapmak istiyorum.

Özellikle bugünlerde çocukların, genç kızların istismara uğrayışını, katledilişini, hayvanların öldürülmesini, bombaların altında yitip giden canları izlediğimiz şu günlerde… Elimizden hiçbir şey gelmiyor sandığımız şu günlerde aslında yapabileceğimiz çok değerli bir şey var: Kendimizle ilgilenmek!
Bencilce mi geldi?
Oysa kendinle ilgilenmek dünya ile ilgilenmektir.
Başlıkta da kullandığım bu ifadeyi 1991 yılında Doc Childre tarafından kurulan HeartMath Enstitüsü'nün blog sayfasından aldım. Kalp ve zihin arasındaki sezgisel bağlantıyı kurmak ve başkalarının kalpleriyle daha derin bir bağ kurmamıza yardımcı olmak amacıyla bilimsel temelli gönüllü çalışmalar yapan bu kurumun bu alıntımı intihal değil, gönüllü destek kabul edeceğine güvenle…
12 Aralık 2023 tarihli blog yazısının bir bölümü şöyle:
“Gün içinde bazen durup kalbimizin şefkatini ve ilgisini Gazze ve İsrail'de acı çeken insanlara, Rusya-Ukrayna savaşına ve tüm dünyaya yayarken, ne kadar bir fark yarattığımızı ve dünyaya başka nasıl yardım edebileceğimizi merak edebiliriz. Zaman zaman cesaretinizi kaybettiğinizi hissettiğinizde yalnız değilsiniz. Üst üste gelen bu yoğun olaylar karşısında dünyanın bir kaosa sürüklendiği hissine kapılmak mümkün. Bu noktada, gezegende bir dönüşümün (shift) gerçekleştiğini hatırlamak önemlidir. Bastırılmış eski enerjilerin yüzeye çıkıp serbest kalması gerekir, aksi takdirde bir dönüşüm gerçekleşemezdi. Bu, eskiyi temizleyip yeniye yer açma sürecidir.
Yeniye dair bir işaret, gezegende olumlu bir hareket başlangıcının oluşmasıdır. Dünyanın dört bir yanında giderek daha fazla insan, ayrılıklardan, kinlerden ve insanların, kültürlerin, ülkelerin birbirleriyle anlaşamamasından yorulduklarını ifade ediyor. Özellikle genç nesiller arasında, “artık yeter” diyerek, dünyaya yardım etmek için farklı bir şey yapma arzusu büyüyor. Hükümetlerin ya da siyasi partilerin değişmesini beklemek yerine, değişimi kendilerinin yaratması gerektiğini fark ediyorlar.
Savaşlar ve iklim krizlerinin ortasında, kalpten gelen bir motivasyon gelişiyor. Daha fazla insan, diğerleri ile aralarındaki yargıları ve ayrılıkları azaltmak istiyor. Daha fazla insan, kalp niteliklerini -daha nazik olmayı ve daha şefkatli bir ilgiyi- uyguluyor. Havada bu var. Bu, gezegen genelinde ve farklı dinlerde var olan bir nezaket ve şefkat hareketidir. Evrensel bir duygu olarak kalplerimizi birbirimize açmanın kolektif düzeyde henüz denenmemiş bir şey olduğunu hissediyorlar. Kalbimizin rehberlik etmesine izin vererek, ilgimizi bütünün yararına olacak eylemlere dönüştürebiliriz.”
Velhasıl dostlar kaldık mı yine kendimizle baş başa… Peki nereden başlasak?
Geçtiğimiz günlerde Bağdat Caddesi üzerinde tanınmış bir markanın mağazasında ödeme yapıyorum. Kasiyer iki genç çocuk o yoğunluğun içinde bir yandan kendi aralarında konuşuyorlar.
- Bilmem kim ters yöne girdiği için 6500 TL ceza yemiş.
- Hadi be! 6500 mü? Yuh!
- Sen 6500 TL ceza yesen n'apardın?
- Hayatta ödemem, bu ülkede nasıl olsa affa giriyor.
- O da doğru.
- Ters yöne girmeyi ben de seviyorum ha!
- Hhahahaha…
İş başında kendilerini sohbete kaptırmalarını gençliklerine verebiliriz ama yolu kısaltmak için ters yöne girme dürtüsünün ülkemizde yaşla ters ya da düz orantılı bir durum olmadığını sanırım hepimiz biliyoruz. Hatta bazılarımızı bunu kendinden biliyor. Konu kesilen cezanın miktarından önce neden ters yöne girdiğimize nedense gelemiyor.
Kimse yoktu, ne olacak ki?
Kırk yılda bir, ne olacak ki?
Ben yapmasam da başkaları yapacak ki!
Herkesin kırk yılda bir, bir kerecik yaptığı hataların, kural çiğnemelerin, yasayı yok saymaların çığ gibi büyüyüp sistemli bir kural tanımazlık haline geldiğini pekâlâ biliyoruz.
“Bu ülkede…” ile başlayan her cümlede az ya da çok payımız olduğunu pekâla biliyoruz.
Tıpkı yolun kenarına ilk çöpü atanın orayı görünmez bir çöp kovasına dönüştürmesi gibi, hepimizi minicik “ne olacak ki”lerimiz ile örnek oluyor, ardımızdan gelen yığınlar oluşturuyoruz, fark etmeden…
Yoksa bile bile mi?
O zaman hadi röportaj bir kez daha başlasın. Neyse ki off the record. Cevaplarımızı kimse duymayacak, kimse görmeyecek, okumayacak. Haber kaynağımıza yani kendimize sözümüz var, bu bizimle bizim aramızda kalacak. Korkmaya, çekinmeye gerek yok, dürüstçe verelim cevaplarımızı…
Hayatımızın her alanında; ailede, işte, sokakta, trafikte, partide vb. hangi kuralları, yasaları, etik sınırları bir kereden bir şey olmaz diye ihlal ediyoruz?
Kimse bizi görmezken detaylarda ne kadar doğruyuz?
Kırmızıda geçmek de olabilir, az meblağlarda vergi kaçırmak da… Çocuğumuzdan beklediğimiz saygıyı ona göstermemek de olabilir, eşimizden beklediğimiz dürüstlüğe eşimizi layık görmemek de… Trafikte sinyal vermeye üşenmek de olabilir apartmanın çöp çıkarma saatini yok saymak da. Bu tıpkı asansörün içindeyken yetişmeye çalışanları gördüğümüz halde hemen hareket etmesini, asansöre yetişmeye çalışırken de içerdekilerin kapıyı tutmasını istememize benziyor.
Tasavvuf geleneğinin içinde büyümüş ve aynı zamanda ticaret yapan bir büyüğüme, fiş kesmediği satışlar için “Bunu vergi kaçırmak olarak yorumlamıyor musunuz?” diye sormuştum bir gün. Herkese eşit ve adil olmayan bir vergi düzeninde yasaya tamamen uyum sağlamaya çabalamadığını ancak fitre, zekât ve her türlü yardımlaşma söz konusu olduğunda kalbin tartısında adil davranmaya daha çok gayret ettiğini söylemişti.
Derin çelişkilerimiz. Çok doğal, çok insani. Bazen de böyle kendi çıkış yollarımız buluyoruz, kimine göre doğru kimine göre belki o da yanlış.
Herkes kendi yolunu bulacaktır ve dünyamız elbet daha iyi bir yer olacaktır.
Yeter ki farkında olalım.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.