Hurrilerin Tunç Heykelcikleri
Hurrilerin Tunç Heykelcikleri
Daha önce çeşitli yazı ve kitaplarıyla tanıdığımız arkeolog Semih Güneri şimdi de dev bir eserle karşımızda. “Hurri Kültürünün Tunçtan Tanrısal Heykelcikleri” başlığını taşıyan kitabı 2024 yılında KABALCI yayınlanmış, büyük boy, 738 sayfa, ciltli ve Hurri kültürüne ait sayısız resimle dolu. Bu dev çalışmayı asıl ilginç kılan ise, Türkiye'nin ve Mezopotamya'nın bu efsanevi halkı Hurriler üzerine öğrendiğimiz bilgiler. "Hurriler kimdi?", "Nereden geldiler?", "Nasıl bir kültür yarattılar ve nasıl bir dil konuşuyorlardı?" gibi pek çok bilgi Semih Güneri'nin uzun bir bilimsel çalışmasının sonucunda okurla buluşmuş.

Semih Güneri sadece edinilmiş bilgileri aktaran bir bilim adamı değil. Somut bilgi ve belgelere dayanarak kendi varsayımlarını, hipotezlerini ve ulaştığı sonuçları da büyük bir medeni cesaretle ortaya koyuyor. Bu yanı da yazarı ve kitabını uluslararası bir boyuta taşıyor. Önemi burada. Ama bütün bunlar kitabın zevkle okunmasına engel değil. Baskı, resim ve renkler kitabı okumayı ayrıca bir keyif durumuna getiriyor.
Hurriler'in izine ilk kez şimdi Suriye'nin kuzeyinde bulunan “Urkeş” kentinde rastlanmış. “Hurri etnik yapılanmasıyla güvenli bir şekilde ilişkilendirilebilecek” Urkeş yerleşiminin geçmişi M.Ö. 3 bin ylına kadar uzanıyor. Orada bulunan yazıtlardan eski kral ve yöneticilerinin Tupkiş, Atal-şen ve An-Atal gibi kulağa dolu dolu gelen isimlere sahip oldukları anlaşılıyor. Türkiye'nin uygarlık taşıyıcı eski bir halkı olarak Hurrilerin bugünkü Türkiye'nin geniş bir bölgesinde yaşadıkları biliniyor. Hurri yaşam bölgesi ülkemizin İç ve Doğu bölgelerini kapsamış. Hurriler “Yakın Doğunun” bilinen en erken kültürel varlığını temsil etmişler Semih Güneri'ye göre. Çarpıcı bir bilgi ise Hurrilerin Türkiye'nin eski çağ uygarlıklarının oluşumuna büyük bir katkı yaptıkları gerçeğidir. Türkiye'nin ve Mezopotamya'nın kültürlerini etkilemişler. Nitekim Hurriler eski çağ Türkiye'sinde yaklaşık 400 yıl süren Hitit krallığının kültür ve uygarlığını da büyük ölçüde etkilemişler. Hititler askeri ve politik iktidarı ele geçirmiş ama Hurri kültürü onlara egemen olacak bir biçimde yaşamını sürdürmeyi başarmış. Yazarımız bütün bu bilgileri verirken Hurrilerin maddi kültürünün izini titizlikle sürdüğünü de önemle vurguluyor.

Semih Güneri Hurrilerin, kendisinin “Kuzey Asya Uzun Yürüyüşü” adını verdiği hipotez çerçevesinde Yenisey-Lena kültür çevresinden çıkan bir göçle güneye ve batıya doğru yol aldıklarını düşünüyor. Belli ki uzun bir varoluş yolculuğudur bu. Ama bu uzun yolculuk onların kendi özgün kültürlerini yitirmelerine yol açmamış. Kültürel sürekliliğin bin yıllar boyunca ölü gömme geleneklerinde izlenebildiğini söylüyor değerli arkeolog ve bilim adamı.
Semih Güneri çeşitli arkeolojik verilerin ışığında “Kuzey Asya Uzun Yürüyüşü” adını verdiği hipotezi daha da geliştirmeye çalışıyor. “Son beş-altı yıldır Hurrice konuşan halkların kökeninin Sibirya olduğu yolunda bir hipotez üzerinde çalışıyoruz”, diyor. Bu hipotezi ise bizi çok çarpıcı bir sonuca doğru, Sümer, Elam, Hurri, Hatti, Hiksos, Guti, Luristan demircileri gibi halkların ‘Kuzey Asyalı' diye tanımlanabilecek bir grubun parçaları olabilecekleri varsayımına getiriyor. Semih Güneri'nin ileri sürdüğü görüşe göre ise Hurrice bitişken, yani “agglutinative”, eklemeli bir dildir. Bütün bu görüşleriyle birlikte söz konusu hacimli eserin evrensel bir tartışmayı tetiklediği de bir gerçek. Çünkü konu dönüp dolaşıp uzun yıllardır sanki bir gerçekmiş gibi yinelenen varsayımların sarsılmasına ve eleştirilmesine geliyor. Yerleşik yargı ve bilimsel hipotezleri eleştirmek kolay bir iş değildir. Bilimden ve bilimsel verilerden şaşmadan kendi hipotezini geliştirmek çabası için Semih Güneri'yi kutlamak gerekiyor. Semih Güneri de bu işin zorluğunun bilincinde olarak kitabın arka kapağına şu sözleri yazmış:
“Bugün burada yaptığım şey, yılların sağladığı bilgi birikimi temelinde kültürü hiçbir
otoriteye, hiçbir kuruma, derneğe, vakfa, enstitüye ‘bağımlı' olmadan, özgürce
analiz etmektir. Analiz sonuçları doğrularla ne oranda örtüşür, onu da zaman
gösterecektir.”
Evet, sonuçları zaman gösterecektir. Ama bir bilim adamının bize gösterdiği yol, ülkemizin yeni teknoloji, inovasyon, tasarım ve markalaşma konusunda gerek duyduğu atılımları yapacak genç girişimcilere örnek olacak niteliktedir.
*Dijital Network Alkaş (“DNA”), blog yazarı tarafından DNA'da paylaşılan içeriklerin doğruluğundan, geçerliliğinden, güncelliğinden ve telif hakları konusundaki iddialardan sorumlu değildir. Tüm hukuki ve cezai sorumluluk blog yazarına aittir.
Erol Özmandıracı
Bay İnşaat, Yönetim Kurulu Üyesi
Dr. Fatoş Karahasan
Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Gazeteci/ Yazar
DNA Editör
Editör
Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu
Selçuk Ergenç
Capital Dergisi, CEO Talk Yazarı
Aret Vartanyan
Yazar & Yaşam Atölyesi, Kurucu
DNA Editör
Editör
Nevzat Çalışkan
Group Medya, Kurucu Ortak
Çiğdem Yücesoy Subaşı
Inbusiness, Yazı İşleri Müdürü
Yelda İpekli
Marka Yönetim Uzmanı
© Digital Network Alkaş | 2026